Bedenimize
nüfuz ediyor havanın nemli kederi .
Ay ile yıkıyorum üstümüze sinen kirli medeniyeti .
Huzur bulmuyor şehrin ruhu ,
kökleri göklerle katlettiklerinden beri
.
Buna rağmen sen ve ben ..
Tohumlar bırakıyoruz dünyaya , büyümeyecek .
Er yada geç bu kanla sulanmış toprak meyvemizi çürütecek .
Duvarlara lanetimi karala , ağzı bozuk sükunetini birde .
Ardından rimelini ben akıtmadım ki de kinle ..
Korktuğun karanlıkları değişmem floresanlara .
Çok hissiyat çaldırdım ben kanalizasyon korsanlarına !
Fakat hiç aldanmadım varlık içinde ki kayıp ruhlarına .
Ve hiç aldatmadım ben aklımla.. Mel Akıncı
Rüzgarın
havaya hakim olduğu bir öğle saatiydi .
Dalgalar har vurup harman savuruyordu kendini .
Geçti oturdu karşıma , ben uzaklara dalgın hala .
Göz ucuyla bi bakış attım haline tavrına alalade .
Kaşları çatılmış , gözleri garsonu arıyordu .
Hoş , kahvenin hatrını sormadan başlamazdık söze .
Yılların kırgınlığını koyduk masaya , orta şekerli .
İki çift lafın belini de kırdık , ağzını burnunu da .
-Nedir yani nihal olurunu sağlayacak şey ?
Olmaz dedim , olacaksa olur zaten , olduramazsın .
Maviyi kabul et her tonuyla , karanlığı da ışığı da .
Gölgeyle dans et ardından , kutsa onu hayatınla .
Sürrealden tonları somutlaştırma , kalıba sokma .
Hayatının filmine kesitler arar her bir insan ;
Bundandır telaşla koşturması , arayışı herkesin .
Anları toplar , böler , çarpar katarız belleğimize .
Sen fark eder ve durursun zamanı o an geldiğinde .
Tutarsın elinden varsa biri , o da akıp gitsin istemezsin
Sen bilir , sen görürsün ve unutmaz , hatırlarsın .
Oluru mu ? Olan budur işte . Olacak olanı es geçme yeter .
Bakakaldı suratıma bir an için ..
Davranış olarak düşünce tarzını yansıtmayan biriydim .
Daha çok içimde yaşamayı sevdiğimden böyle görünürdüm ya !
Ben de kendi filmimi çekiyordum nihayetinde .
Kahvelerimiz de neredeyse bitmişti .
Zaman aktı , gitti .
Yaşların yerini kan aldı kalemimde . Babamı suçluyor arsız . Kalbimi avuçlayan eller tutuşmuyor benimkiyle . Çözünürlüğü düşük bir fotoğrafım , Nostalji diyorlar bana şimdilerde . Yakın ama geçmiş . Ulaşsan kıyılarıma iki farklı tarih oluruz senle ; Kaçamak .
Mavi tonlarında hayatlar vardır . Deniz kadar derin , gökyüzü kadar engin . Ve yine kayıp ruhlar vardır mavi tonlarında ; 3. sayfa haberlerinde yer etmeyen . Aranmayan , dolayısıyla bulunamayan .
O küçük kızın hikayesidir mavi ; Sesi hiç duyulmayan , adı anılmayan , tenine hiç dokunulmamış olan . Gölgelerde gizlidir , çıkmaz sokakların sonunda . Gözlerine bakılmayan masumiyetin cesedine yas tutar , kirpikleri kelebek . Beyaz bedenini örter kar taneleriyle işlenmiş gümüş elbise . Mırıldandıkça yele karışan sesi ölüm ninnisinden hallice . Peşinde sürüklediği saçlarıyla uyumlu , kara büyü gözleri ve şeffaf derisinden parlayan kalbi , beyazına süzülür altın gibi . Ağaçların suskunluğunda aradığı dostluğu , bulutlardan düşen damlaların öpücüğüyle tamamlamayı seçti . Karganın sadakat ettiği , kurdun itaat ettiği bir ütopyanın prensesi . Mavi bir hayattır onun ki ; en koyusundan , en açığına tüm tonlarında . Varlığından öte yokluğunadır nefes alıp verişi . Zevk almayı öğrenmişse de , kendinden hüzünlü sanki sonbahar sabahı . Kırmızı kurdele yalnızlığını saçlarına dolamış biri . Sadece kaybolacak dünyanın maviliğinde ; 3.sayfa haberlerinde yer etmeden . O kadının , hikayesidir şimdi mavi . Tanınmadan , unutulan .
Hayalet değildi , bendim gördüğün . Geçip gittim karışıp teninden , çok dolaşmadan . Gözünün yeşiline vuran güneş kavururken karamel tenini , bana cennet yere düşen gölgen . Sevdim , çok sevdim ama seninle ilgili değildi hepsi . Karanlığı seçtim tümünden ziyade . Ah , böyle yaşayamayacağımı anladığımda içimde yaktığım o ışık . . aptallaştırdı beni . Güvelerle dans etmektense , korktuğum herşeyle sevişmeyi tercih ettim yine . Bir odanın koyu , kalın perdelerini kalkan ettim kendime . Kim bilir Tanrı , ne düşünürdü firar etsem bu psikolojik koğuşlardan . Yapacak çok işim var daha dünya ile . Acelen yoksa uzan yanıma , korkma aydınlığın yoksunluğundan ; En güzel hikayeler böyle anlatılır . Hem senin de içinde karanlık var ve ben karanlıkta yaşarım . Birazdan gelecekler seni de almaya , arınmazsan bütünlüğü bozan sınırlardan kalbinde yaşayan . Gelecekler ve göreceksin sahteliğin yüzünü . Kurtamama izin verilmeyen bin başka kişi olacaksın gidersen , hissiyatımı tatmayan . Bunca karanlıkta yaşadığıma bakma . Onca aydınlık geceler var ki benim gözümün gördüğü , yok olup karıştı birbirine bildiklerim bir olup . Gel , deliliğin baharında kaybol benimle mavi .
Çünkü dün vardığımız noktada birdik . Birimiz , diğerinden iyi değil ; Tüm dünyadan farkımızın , aynasıydık . Geldiğimiz yolun sonunda ki köprünün iki farklı ucunda , içten çekingen , fakat geri dönemeyecek kadar kibirli . . bir o kadar engin ve sığ . Bakmaz ama görür , sus pus anlaşır . . Ah ışıl ışıldık ! Sarf etmişliğimiz , kelimelerin bize muhtaç kalmasıydı . Lakin konuşmasak dahi hissettik . Gün ayar , Ay batarken günler birbirini kovalar , biz kaçamak uykulara dalardık ; Rüyaların mayhoş tadı genzimizde . Kalsın tükürdüğümüz yerde . Bugün başka . Sen başka , ben başka . Başkayız aşka . Ver elini bana . Bir rüya hakkımız var bu hayatta . Koyu kahve ve elma şekeri tonunda , melodik ve bir o kadar kaba . Biz kadar çikolatayla karamela . Bir tekme bu koltuğa , bir adım sana . Bir de bilet uzaklara . Tanımadığımız kalabalığa , anlamadığımız bir lisana . Okyanusun sesi ve yıldızlı gece ninni olsun rüyamızda . Ölmeyeceğiz sonuçta ölmeden daha . İnan korkum yok bu yolda parçalanmaya . Çünkü toz olur karışırım yine sana . Çünkü , sana . Onlarsa utanmaz , soluk bırakmaz . Bilmem nerden esti bu sevda . Hoş pek sevmem kendimi de . Kızarım da sana değil , kendime . Arada atlarım aşağı sigaramın külü peşine . Yok ben değişirim ki korkma . En çok ben değişirim hem de zamanla . İlk halimden bu yana kim kaldı hayatımda ? Ben de kalmadım , gidelim buradan uzağa .